boğaziçi - cebelitarık
iki yakanın arasında…
köprü yok, yok yok, iz yok, ses yok…
ortada duramazsın. bir kıyıda olmak zorundasın.
bırakıp kendini sürüklenmek lazım, iki suyun karışmadığı yerlere.
“bir uzak sabah denizidir gittiğin kapı
ellerinde rüzgârın taşınmaz çamurları var
köpürmüş soylarımı toplarken çürüyen yanlarımdan
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar
gözlerinde unuttuğum o eski aciz miras
almaya gelsem soluğumda dalgın yosun kokusu
biliyorum artık hiçbir gemi beni taşımaz
ve yeniden büyür içimde mağrur bir zakkum gibi
terk edilmek korkusususarsın bir silahsızlanma akşamı
susarsın dudaklarında ıslıklar kanar
öpülmez dudakların ıslık yarası
mavzerdir dokunmalarım kirvem bilirsin
öpemem, öpersem tekmil bir aşiret tragedyasıhüznünü ver bana yeter, gizli hüznünü
kolları bağlı hüzün olsun dört yanım
ırağına vurma beni kirvem, ağlarım, delirirsin
sonra derler haklıdır sevdası
geç olur ki artık onarmaz rakılar
geç olur bir yaraya rakının dağılmasısen denize sırtını dönen uykusuz dağlı,
”
gemiler nerde (ki çoğu hüviyetidir melankolinin)
nerde aykırı mavzerler (onlara sığdıramazsın ki öfkelerini)
barut esmeri tenine sevdalarımı sürdüğüm
nasıl taşıdım bunca yıl delirmiş saçlarında
o eski şark yelini
biliyorum dokunsam parmaklarım kırılır
dokunmasam eşkıya uykusuzluğu çetin silahlar gibi.
Uzak Mavi - Başka Hayatlar
Bizim ağlak tavırlı şarkılarımız yoktur, sevmeyiz de. Belki de bu yüzden mixe falan bile sokmadık sıpayı, hatta dinleyen var mı bilmiyorum. Şarkıyı söylerken dinlemiştim, bir de az önce doğru şeyi yüklediğimden emin olmak için dinledim.
Doğru şeyi yüklemişim.
iki yakanın arasında…
köprü yok, yok yok, iz yok, ses yok…
ortada duramazsın. bir kıyıda olmak zorundasın.
bırakıp kendini sürüklenmek lazım, iki suyun karışmadığı yerlere.
aşk ne büyük bir aptallıkmış lan.
o yüzden kafamız çalışmıyorken aşık olabiliyoruz galiba ya da aşık olunca şalter iniyor, ne bileyim.
akıllı adam aşık olmaz… ya da… aşık olan adam mı akıllanır?
amına koyayım aşk.
aşk ne lan?
aha şizo!
Başucumda kurumuş ıslak mendiller. Üzerinde gözlerime çizdiğim eskizlerin izi.
Kelimelerim yüreğime sığmıyor. Dile getirmek istediğim ne varsa hissettiğime yetmiyor.
Bir şarkı arıyorum.
Eve gelirken iki şişe bira almışım. Başka zaman yetmez ama sarhoş olmaya dünden hazırım.
Aslında bir genç kızın tokacıya, parfümeriye uğraması gerek tekelciden önce.
Aslında hiç böyle olmaması gerek.
Sigaramı yakıyorum.
Yerimden kalkacak dermanım yok.
Serseriyim.
Açacak olarak çakmağı kullanıyorum.
İçiyorum.
Bir yudum şişenin yarısı etmiş.
O şarkıyı buluyorum.
aslolan kalbinin sesi değil, kafandaki soru işaretleridir.
onları sakın gözardı etme, üzülürsün.
eskiden sessizliğe gömülmüşken, bazı duyguların tadını alıp onları yitirmek, sesimi duyup yeniden beni bulsunlar diye çok konuşmama neden oldu.
gülüyorum. sürekli. surat asmak yanlış bir şeymiş. duygularını gizle dediler.
gülüyorum. yüksek sesle kahkaha atıyorum. kime neyi duyurmaya çalışıyorum? “bakın ben ne de çok gülüyorum”
***
yabancılaştım. olduğum yere, yaşadığım yere… aidiyet duygusunu kaybettim, bu duyguyu birinin tamir edeceğine olan inancımı da.
neyse, velhasıl ben eski beni özledim.
küçükken senle yediğim dondurmaların mutluluğunu şimdi kalan külahına anlatıyorum.
sonunda bulutlu bir hava var burada da.
oradakiler gibi değil ama yoklukta gidiyor işte.
“ağlamayacağım” dedim içimden. gitmene yakındı vakit. son kez baktığımı biliyordum yüzüne. gözümden akacak bir damla, kıyametin başlangıcıydı. sen ağlamama dayanamazdın ben de ağlarken sana bakamazdım.
vakit, gitmene yakındı.
son olduğunu bilerek ama istemeden bıraktı kendini gözümden yaşım. bakamadım yere düşmüş, dağılmış haline. sen de gidince… geçmişti o vakit.
halsiz kaldım. kendimi karların içine attım. üşümüyorum. son fırtınamı az önce yaşadım ben. çocuk olsam, kollarımı açıp kapatır, iz bırakırdım. şimdi bir ceset ağırlığındayım. geriye sadece iz bıraktın.
gökyüzüne bakıyordum. göğün donmuş gözyaşlarına bakıyordum. nasıl da sakin düşüyorlardı. benim ıslak gözlerim de bir gün donacak mı böyle? yağmurdan kara dönecek mi? sonra güneş açacak mı?
gökyüzüne bakıyordum.
ayağa kalkacak gücümün olmadığını anlayınca gözyaşım, yanımda olmak ister gibi, korkar gibi, gitmeden önce son bir kez bakar gibi, sessiz ve aniden koptu benden yeniden.
“ağlamayacağım” dedim içimden. gitmene yakındı vakit. son kez baktığımı biliyordum yüzüne. gözümden akacak bir damla, kıyametin başlangıcıydı. sen ağlamama dayanamazdın ben de ağlarken sana bakamazdım.
vakit, gitmene yakındı.
son olduğunu bilerek ama istemeden bıraktı kendini gözümden yaşım. bakamadım yere düşmüş, dağılmış haline. sen de gidince… geçmişti o vakit.
halsiz kaldım. kendimi karların içine attım. üşümüyorum. son fırtınamı az önce yaşadım ben. çocuk olsam, kollarımı açıp kapatır, iz bırakırdım. şimdi bir ceset ağırlığındayım. geriye sadece iz bıraktın.
gökyüzüne bakıyordum. göğün donmuş gözyaşlarına bakıyordum. nasıl da sakin düşüyorlardı. benim ıslak gözlerim de bir gün donacak mı böyle? yağmurdan kara dönecek mi? sonra güneş açacak mı?
gökyüzüne bakıyordum.
ayağa kalkacak gücümün olmadığını anlayınca gözyaşım, yanımda olmak ister gibi, korkar gibi, gitmeden önce son bir kez bakar gibi, sessiz ve aniden koptu benden yeniden.
bir yoksunluk göstergesi bu klavyeden çıkan her ses şimdi.
kadınlı adamlı yazılar gibi
bir zaman sonra unutulacak.
ve dikkatim eksik odağım yok.
tüm içsel mekanizmalarım boşlukta.
ben sadece sevemezdim ben daha çok alışırdım.
şimdi alışkanlıkları değiştirelim.
hadi şimdi daha da değişelim.
ya da uzaktan birbirimize doğru dönüşelim.